"Biz ki Melik-i Turan, Emîr-i Türkistan'ız, Biz ki Türk oğlu Türk'üz,
Biz ki milletlerin en kadîmî ve en ulusu Türk'ün başbuğuyuz!"
EMİR TİMUR

Demokrasiyi diyalogla yaşatalım

26 Jul 2013 | Göndərən: | Bölmələr: Baş Yazı, Bulgaristan, Köşe Yazıları, Yazılar
Rafet ULUTÜRK

Rafet ULUTÜRK

Rafet ULUTÜRK

Başkent meydanlarındaki halk hareketi ne kadar dayanabilir? 42. Eylem Gününde bu soru belirdi.

Yugoslavya’da diktatör Miloşoviç’e karşı protesto direnişleri 69. gün zaferle sonuçlanmıştı. Atina 3 ay direndi.

Oligarşi-mafya-tekel talanına “dur!

Sofya başkaldırısının muazzam kaynağı var. Direnme, sınıf üstü bir hareket olarak gelişti. Merkezsiz, örgütsüz ve lidersizdi ama dağılmadı, Kimlik ve sınıf üstü bir eylem biçimi olarak güç toplamaya devam ediyor. Ülkemizde tahsilli, işi gücü olan, Vatanına sahip çıkan, demokrasiyi yeni bir yaşam tarzında yaşatmak isteyen, oligarşi-mafya-tekel talanına “dur!” diyen, bir “sömürge”, bir tüketim toplumu haline getirilmemize göğüs geren, sivrilen, çok etkili bir başkaldırı oldu.

Parti listesine değil de sadece kişilere oy verilsin

Sofya meydanlarındaki itaatsizlik alaylarına işçi sınıfı, sendikalar, tüm üreticiler seyirci kalmadı. Direnç günlerinde sendikalar hükümeti istifaya çağırdı, bildirileriler yayınladı, şimdiye kadar uygulanan orantılı (parti listesine oy verilen) seçim sisteminin kökten değiştirilmesini ve yerine çoğulcu (kişiye oy verilen seçim sistemi) uygulanmasını istedi. Yeni öneriler, sivil toplum örgütlerinde (STÖ) tam destek buldu. Parti listesine oy verilen seçim sisteminin tamamen kaldırılması önerildi.

Parti listesine değil de sadece kişilere oy verilirse, politik partiler tarihe mi karışacak?

Olabilir…. O zaman, STÖ tarafından denetlenen mecliste yalnız seçilmiş bireylerin yer alacağı bir yeni yaşayan etkin demokrasi kurulacaktır.

Sandığa attığı oyla kimi seçtiğini bilecek ve vekilini kontrol edebilecek

Öyle olursa, Bursa “Nilüfer ”de seçmen Ahmet Barış’ın kullandığı oyla, Sofya mafya şefleri, “Sik”, WİTS” kalıntıları, zor bacılar Sofya meclisine giremeyecek. Seçmen A. Bekir, Nilüfer’deki sandığa attığı oyla kimi seçtiğini bilecek, dolayısıyla kişisel temasla vekilini kontrol edebilecek.

Böylece HÖH, BSP, GERB, “Ataka” gibi çaresiz, ideolojik olarak öksüz, politika olarak da yalnız korku ve karşı koyma kültürünü uygulayan siyaset mezara gömülecektir.

Taraflar arasında diyalog başlatalım

Bulgaristan Ombudsmanı Konstantin Pençev, makamına bu konuda gelen büyük sayıda öneriyi Meclis Yasa Değişikliği Komisyonu’na sunarken, “Taraflar arasında diyalog başlatalım. Demokrasimizi diyalogla yaşatalım. Ben, bu diyalogda gönüllü hakem olma görevini üslenmeye hazırım” açıklamasında bulundu ve “artık devletin çalışmaz oldu”, “uzlaşmayı arayan kurumlar birbirlerine el uzatmalı,” dedi.

Milletvekili olmak için 500 imza ve 500 leva yeterli

Seçim sisteminde istenen değişikliklere de değinen Pençev, bağımsız vekil olmak için ancak 500 imza ve 500 leva harç ödenmesi yeterli olmalı, görüşünü savundu.

Bulgaristan’da demokrasiyi yaşatma çabaları barışçı protesto hareketlerinden, sivil toplumun pasif direnişinden ders almaya çalışıyor. Başkaldırının kesin mesajları demokrasiyi beslemelidir. Diyalog yürüterek ilerlemenin yollarını aşmalıdır.

Eylemciler hem Bulgaristan vatandaşı hem de AB vatandaşı olarak direndiler.

Bulgar sivil toplum örgütlerinin süreğen eylemleri, 28 AB ülkesi orta sınıfına, beyaz yakalı tabakasına, aydınlarına örnek ve ibret olacak niteliktedir.

Dikkati çeken bir husus: 42. direniş gününde, muhalefette bulunan 4 politik partinin oluşturduğu REFORMCU Blok’un Gece İsyanından sonra daha şiddetli protesto çağrısına kitlenin sağır kalması oldu. Başkaldıranlar politik partilerin zamanını doldurmuş olduğunu, yeni fikirler, çözüm yolları, algoritmalar üretemediğini duyurdu.

Özgün Bulgar demokrasi sistemi oluşturulması

Yasama ve yürütmenin halkın seçeceği aydın, bilge, cesur, yurtsever kişilerin eline verilmesi ve sivil toplum örgütleri tarafından sürekli kontrol edilen bir özgün Bulgar demokrasi sistemi oluşturulması ufukta ağarıyor. Kuşkusuz, bu özlemin içinde pek çok bilinmeyen de var. Meclis komisyonunda yasa değişikliğinin parti vekilleri tarafından yapılıp genel kurulda onaylanacağı dikkate alınırsa, bu olmayabilir. Çünkü kimse kendi bacağını kendi kesmez, politik partiler alacakları bir kararla kendilerini fes etmezler.

Bu yenilemeyi yalnız sivil toplum örgütleri yapabilir mi?

Daha geniş bir açıdan değerlendirilince, ülkemizde çok kapsamlı ve derin işbirliğine dayalı yeni üretim ilişkileri geliştirilmesinin temelleri de şu günlerde atılıyor. Oligarşi ve mafya egemenlinin kalemi kırılırsa, sosyal ilişkiler kökten değişebilir. Bu yenilemeyi yalnız sivil toplum örgütleri yapabilir mi?

Demokrasimizi, yalnız STÖ tarafından geliştirilen fikirlerin yasallaştırılıp uygulanması ayakta tutup güçlendire bilir mi? Brüksel yönetimi bunu bir orijinal model olarak kabul eder mi? Sınıflar ve partiler üstü olan bu direniş hareketi, değişik etniklerin, farklı kimliklerin, birbirinden ayrılan ama hem de birbirini tamamlayan en insancıl yaşam tarzımızın, yerleştirebildiğimiz iyi komşuluk ve hoşgörünün tüm ülkemizde ve AB’de örnek bir dünyaya geçişin müjdecisi olabilir mi?

Dünya harikaları hep kendiliğinden doğmuştur

Bizdeki başkaldırının önceden planlandığına, stratejisinin geliştirildiğine ve her gün değişen biçimlerde uygulanmaya konduğuna inanmıyorum. Dünya harikaları hep kendiliğinden doğmuştur.

Bu protesto gösterileri aynı zamanda Bulgaristan tarihinde çok önemli bir dönüm noktası oluşturdu. Eriyip yok olmaya devam eden totaliter ve otoriter politik sistem yani devlet, parti, ordu, silahlı kuvvetlerin, yargının ve yürütmenin tek elde toplandığı sistem “artık zamanım doldu ben gidiyorum” demek zorunda kaldı.

Bu arada yerini eski sistemin şekil değiştirmiş bir uzantısı olan oligarşi, mafya uşaklarıyla devleti bir daha ele geçirmesine başkaldırı, yol kesti, azimle ayaklandı. Sınır tanımayanlara sınırlarını gösterdi, “ancak kontrolümüz altında soluya bilirsiniz,” dedi.

Başkaldırının politik muhalefetin bir etkinliği olmaması da çok olumlu bir gelişmedir.

Benzeri olmayan bu direnişlerden beslenmeyen hiçbir politik parti yaşam alanı bulamaz. Bu açıdan HÖH Başkanı Lütfü Mestan’ın Perşembe gün Mecliste yaptığı konuşma demokrasiyi yaşatacak diyalog yollarını kapatıp, protestoculara saldırması tamamen anlamsızdır. Haziran Temmuz 2013 direnişlerini böyle okumak zorundayız.

Oxunma sayı: 2464
Açar sözlər:

Şərhlər qapalıdır.