"Biz ki Melik-i Turan, Emîr-i Türkistan'ız, Biz ki Türk oğlu Türk'üz,
Biz ki milletlerin en kadîmî ve en ulusu Türk'ün başbuğuyuz!"
EMİR TİMUR

Kırım Türklerinin acı kaderi ve madalyalar

21 May 2014 | Göndərən: | Bölmələr: Baş Yazı, Qırım, Yazılar

Roza KURBAN

16 Mart 2014 tarihinde Kırım’da gerçekleşen referandumun sonuçları önceden belliydi ve beklenen oldu. Kırım Tatar Türklerinin boykot ettiği referanduma katılım oranı %83,1 olup, katılımcıların %96,77’si Rusya’ya, %3’ü Ukrayna’ya katılma yönünde oy kullanmıştır. Referandum sonucunun çıkmasının hemen arkasından Kırım’ın bağımsızlığı ilan edilmiş ve Rusya’ya katılma başvurusu yapılmıştır. Olaylar o kadar hızlı gelişti ki, sanki Ruslar yıllarca bu günü beklemişti ve önceden hazırlıklı oldukları belliydi. Putin’in Kırım’ın Rusya topraklarına katılmasını öngören anlaşmayı onaylarken yaptığı konuşma bunu doğrular nitelikteydi. İmza töreninde Kremlin’den ulusa seslenen Putin, “insanların kalbinde ve aklında Kırım’ın hep Rusya’nın bir parçası” olduğunu, “tarihi adaletin yeniden sağlandığını” söylemiştir. Kırım’ın Rusya’nın ayrılmaz bir parçası olageldiğini belirten Putin, 16 Mart tarihinde gerçekleşen referandumun “fazlasıyla ikna edici” olduğunu savunmuş, Kırım halkının da “bu tarihsel adaletsizliğe katlanmak zorunda olmadığını” söylemiştir. Putin’in sözlerinden de anlaşıldığı üzere, hem Ruslar hem de Kırım’da çoğunlukta olan Rus nüfusu, ilhakı, tarihi yanlışın düzeltilmesi olarak görmektedir. Putin, referanduma katılmayan, Kırım’ın Ukrayna’ya bağlı kalmasını isteyen Kırım Tatar Türklerine de Tatar dilinin Rusça ve Ukraynaca ile birlikte resmi dil olarak kullanılacağı sözünü (!) vermiştir. Gel de inanma!

Kırımdan bir görüntü: Kırlangıç yuvası

Kırımdan bir görüntü: Kırlangıç yuvası

Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasını öngören anlaşmanın imzalanmasının ardından, Kırım Tatarlarının endişelerinde haklı olduğunu kanıtlayan adımların yapılacağı ile ilgili sözler Kırım Başkan Yardımcısı Rustam Timergaliyev’ten gelmiştir. Timergaliyev, Rus haber ajansı Ria Novosti ile yaptığı bir mülakat sırasında, Tatarların halen yaşadıkları toprakların bir kısmını boşaltmalarını isteyeceklerini söylemiştir. Timergaliyev, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra “gayri resmi bir biçimde Kırımlı Tatarların gecekonduları tarafından ele geçirilmiş topraklar için yasal bir düzenleme yapmak istediklerini” belirtmiştir. “Kırım Tatarlarından sosyal ihtiyaçlar için gerek duyulan toprakların bir kısmını boşaltmalarını isteyeceğiz” diyen Timergaliyev, Kırım Tatar Türklerinin normal yaşamlarını sürdürebilmeleri için birçok başka arazi tahsis etmeye hazır olduklarını söylemiştir. Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasını öngören anlaşmanın hemen arkasından gelen bu açıklama Kırım Tatar Türklerini bundan sonra ne beklediğinin habercisidir ki, bir Kırım yetkilisinin ağzından söylenen bu sözler “Kırım Tatar sürgününün” bir işaretidir. Gelen haberlere göre, referandum sonrası Ruslar, Kırım Tatar Türklerinin evlerini bir savaş ganimeti gibi paylaştıkları, “bu Tatar buradan taşınınca bu ev senin, o ev benim olacak” şeklindeki konuşmalarına da yansımıştır.

Kırım’ın Rusya’ya ilhakını öngören anlaşma, Rusya Parlamentosu’nun alt kanadı olan Duma’da tek “hayır”a karşı 443 oyla 20 Mart 2014 tarihinde kabul edilmiş, daha sonra parlamentonun üst kanadı Federal Konsey tarafından da onaylanmıştır. Putin tarafından imzalanarak yürürlüğe giren yasaya göre, Rusya’da 83 olan bölge sayısı 85’e çıkarılırken, 1 Ocak 2015 yılına kadar geçiş süresi işletileceği belirtilmiştir. Öte yandan Ukrayna ile Avrupa Birliği (AB) arasında ortaklık öngören anlaşmanın siyasi kısmı imzalanmıştır. Brüksel’deki AB zirvesine katılan liderlerin huzurunda, Ukrayna’nın geçici hükümeti Başkanı Arseniy Yatsenyuk ve AB Konseyi Başkanı Herman von Rompuy anlaşmaya imza atmıştır. Yapılanlar karşısında NATO Rusya ile işbirliğini askıya aldığını belirtmiştir. NATO dışişleri bakanları, Rusya ile tüm sivil ve askeri işbirliğini askıya alma kararı almış, Haziran’da yapılacak toplantıda ilişkilerin gözden geçirilmesine karar verilmiştir. NATO dışişleri bakanları tarafından yapılan açıklamada, Rusya’nın uluslararası hukuku ihlal ettiği, Avrupa-Atlantik Ortaklığı’ndaki ilke ve taahhütlerine aykırı şekilde hareket ettiği belirtilmiştir. NATO dışişleri bakanlarının birleştiği kaydedilen açıklamada, “Rusya’nın Kırım’ı yasadışı ve gayri resmi ilhak girişimini tanımıyoruz… Demokrasiye, insan haklarına, azınlıklara ve hukuk devletine sıkı şekilde bağlı, bağımsız, egemen ve istikrarlı bir Ukrayna, Avrupa-Atlantik güvenliği açısından kilit öneme sahip ” denilmiştir.

Batı ile Rusya arasında ipleri geren Kırım’ın Rusya’ya ilhakının ardından Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk, Lugansk ve Harkiv kentlerinde Rus yanlısı grupların kamu binalarını, televizyon istasyonunu, belediye binalarını ele geçirdikleri duyurulmuştur. İşgal ettikleri tüm binalara Ukrayna bayrağını indirerek Rus bayrağı çeken ayrılıkçı gruplar, buradaki cephaneliklerde bulunan silahları da ele geçirmişlerdir. Harkiv’de bir grup Rus yanlısı göstericinin “burası Rusya kenti, Avrupa’nıza sürünün” şeklinde ırkçı sloganlar attığı bildirilmiştir. Ukrayna yönetimi, binaları işgal edenlerin “terörist” olarak değerlendirileceğini kaydetmiştir. Gelişmeler üzerine Rusya Dışişleri Bakanlığı Ukrayna’nın doğusunda meydana gelen olayları bastırmak için Ukrayna güçlerinin hareketlendirildiği yönündeki haberlere atıfta bulunarak protestoculara karşı güç kullanarak krizi tırmandırmaması konusunda Kiev’i uyaran bir açıklama yayımlamıştır. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “Ukrayna’yı istikrarsızlaştıranların Rusya olmadığını, Batı’nın gereksiz yere gerginliği tırmandırdığını” belirmiştir. Buna karşılık NATO Genel Sekreteri Andres Fogh Rasmussen, Moskova’nın Ukrayna’da daha fazla müdahil olması halinde bunun tarihi bir yanlış olacağını söylemiş, “Rusya’ya geri çekilmesi ve Ukrayna’nın doğusundaki kriz durumunu tırmandırmaması çağrısı yapıyorum” demiştir. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Rusya’nın Cenevre anlaşmasına uymadığını, bunun bedelinin ağır olacağını söylemiş, “Rusya’nın anlaşmalara uymaması sadece ciddi bir hata olmayacak, pahalı bir hata olacak” şeklinde uyarmıştır. Ukrayna’nın doğusunda, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) askeri gözlemci heyeti Rusya yanlısı ayrılıkçılar tarafından rehin alınmıştır. Gözlemcileri kaçıran grup, gözlemcilerin casus olduklarını, ellerinde bunu doğrulayan belgeler bulunduğunu savunmuştur. Rusya yanlıları, tutuklu bulunan yandaşlarının serbest bırakılması karşılığında AGİT gözlemcilerini serbest bırakacaklarını söylemişlerdir. AP ajansı Rusya yanlısı grupların doğuda ondan fazla kasaba ve kentte kontrolü ele geçirdiğini belirtmiştir. Rus yanlıları karşısında çaresiz kaldıklarını açıklayan Ukrayna Devlet Başkanvekili ve Meclis Başkanı Aleksandr Turçinov, doğudaki olayların, Donetsk ve Lugansk illerindeki emniyet görevlilerinin eylemsizliğini, çaresizliğini ve bazen de ihanet ettiğini gösterdiğini belirterek, içişleri bakanlığından bu kentteki emniyet müdürlerinin görevden alınmasını talep etmiştir.

Rusya yanlısı Ukrayna Devlet Başkanı Yanukoviç’in devrilmesi ile tırmanan olaylar o günden bu güne kadar Ukrayna’da taşarlın yerinden oynamasına neden olmuştur. Kırım olayları parlak verdikten sonra Putin her seferinde Kırım’a Rus askerlerinin “ayak basmadığını” öne sürmüştür. Fakat Cenevre’de AB, ABD, Rusya ve Ukrayna dışişleri bakanlarının katıldığı Ukrayna zirvesi yapılırken Putin televizyona canlı yayına çıkmış, “Kırım halk direnişi hareketi arkasında elbette Rus askerleri duruyordu. Askerlerimiz Kırım halkının referandumda iradesini ortaya koyması için yardımcı oldu” şeklindeki açıklamasını yapmıştır. Putin bu açıklama ile sınırlı kalmamış, Kırım’ın kuşatılmasına katılan Rusları madalya ile ödüllendireceğini söylemiştir. Sözlükte Madalya kelimesinin anlamı şöyle açıklanmıştır: madalya – Savaşta varlık gösterenlere, yarışlarda ve sergilerde derece alanlara ödül, bazen de önemli bir olay dolayısıyla ilgililere hatıra olarak verilen metal nişan. Putin’in “Kırım’ın kuşatılmasında” tabirini kullandığına göre madalyayı alacak olanlar da “savaşta varlık gösterenler” oluyor. Bundan çıkacak sonuç şudur, Kırım Putin Rusya’sı için çok önemli ve Kırım’ı hayat pahasına dahi almak mübahtır. Madalya ile ödüllendirme (kandırma) Rusların geleneğinde vardır, bu ne ilk ne de sondur. Kendi yararına yapılacak olan işlerde Ruslar ödül vermekten sakınmaz, hatta herkese çuvalla dağıtırlar, tıpkı Kazan’ın 1000 yıllığında olduğu gibi. Kazan’ın 1000 yıllığı sadece bir örnektir ve ibretliktir ki, tüm Rus yanlısı Tatarlar Putin imzalı “Kazan’ın 1000 yıllığı madalyası” ile ödüllendirilmiştir. Aradan birisi çıkıp da “Putin’in imzaladığı ödülü almam, bu ecdatlarımıza ihanettir!” dememiştir, aksine bununla her fırsatta böbürlenmekten yana tavır sergilemekten geri kalmamaktadırlar. Demiştim ya, Rus yanlıları, Rus hayranları diye, onlardan da bu beklenir. Ben ömründe Rusların elinden madalya veya ödül alıp sevinen bir milliyetçi görmedim, Ruslar da milliyetçilere ödül veya madalya veremezler, çekinirler, doğruları yüzlerine haykıracaklarından korkarlar. Söz milliyetçilerden açılmışken Kırım Tatarlarının efsanevi lideri Mustafa Cemil Kırımoğlu da böyle ödüllere kanmayan, dik duruşundan taviz vermeyenlerdendir. Kırım’da yaşanan olaylar sırasında Putin, Kırım Tatar Türklerinin liderinden yararlanmak üzere Kırımoğlu ile görüşme isteğini dile getirmiştir. Bugüne kadar direnişi ile birçok milliyetçiye ilham kaynağı olan Mustafa Cemil Kırımoğlu, SSCB döneminde “Benim milletimi tanımayan devlete ben askerlik yapmam” diye askerlik yapmayı reddettiği için 1968 yılında 15 yıla hapsedilmiş, Sovyet hapishanesine girmiştir. Sovyetler döneminde Sibirya hapishanelerini tek tek dolaşan Mustafa Bey kendini milletine adamış bir şahıstır. Kırım olayları ortaya çıktıktan sonra çeşitli ülke liderleri ile temaslarda bulunarak destek arayan Mustafa Cemil Kırımoğlu, Tataristan’ın eski Cumhurbaşkanı Mintimer Şemiyev’in daveti üzerine Kazan’a gitmiştir. Kırımoğlu-Şeymiyev görüşmesi sırasında Kırım’daki olayları, endişelerini dile getiren Kırım liderinin sözleri karşısında Şeymiyev, “ben bu dediklerini yapamam, sen bunu Putin’e anlat, onunla görüş” diyerek Putin’e telefon açmıştır. Görüşmeden olumlu bir sonuç çıkmamış aksine Putin her zamanki tehditkâr tavrını korumuş ve görüşme sonunda: “İcabında bazı süreçler, bazı durumlarda feda edilir! Ukrayna’nın Sovyetler Birliği’nden kopması da neticede gerçek manada ‘legal’ biçimde gerçekleşmemiştir…” Mustafa Cemil Kırımoğlu’nun Putin’dan yana tavır alması, Putin’i desteklenmesi beklenemezdi, bunu Putin’in kendisi de iyi biliyordu, onun için durum sakinleşene kadar, yani tabiri caizse “köprüden geçinceye kadar ayıya dayı demiştir.” Taşlar yerine oturduktan sonra bunun intikamını alacağı belliydi. Ben şahsen Mustafa Bey’in tutuklanmasından endişe ediyordum, fakat Putin farklı bir yol seçmiştir. Mustafa Cemil Kırımoğlu’nun 5 yıl süreyle Rusya’ya girmesi yasaklanmıştır. Mustafa Bey’in eline verilen belgede şu satırlar bulunmaktadır: “Ukrayna vatandaşı Kırımoğlu’nun federal yasalar çerçevesinde Rusya topraklarına 16 Nisan 2019’a kadar girmesi yasaklanmıştır.” Bu haberi önce Kırım Meclisi yalanladı, Kırım Parlamento Başkan Yardımcısı Konstantin Baharev, “Kırım Parlamentosu bundan bir süre önce gerçekten Kırım’da istenmeyen 300 Ukraynalı yetkilinin yer aldığı listeyi görüşmüş ve yayımlamıştı. Ancak bu listede eski Tatar Meclisi Başkanı ve Tatar halkı lideri Kırımoğlu yer almıyor” diye konuşmuştur. Bu yalanlama sonrası Mustafa Cemil Kırımoğlu, “haftaya Kırım’a gideceğim. Rus makamları Kırım’a girişimde bir engel olmadığını söyledi. Ancak yerel makamlar elime bir kâğıt tutuşturdu. Kazakistan ve Almanya’ya gideceğim. Haftaya Kırım’a geçeceğim. Neyin doğru olduğunu o zaman göreceğiz” diye konuşmuştur. Ancak “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz derler”, ve beklenen gün geldiğinde Kırım Tatar lideri, önce Moskova havaalanından Rusya’ya alınmamış sonra Ukrayna üzerinden Kırım’a geçmek üzere Ermenipazar kontrol noktasında silahlı Rus askerlerince havaya ateş açılmak suretiyle durdurulmuştur. Kırımoğlu’nu karşılamaya gelen 2–3 bin civarında Kırım Tatarı itirazlarını bildirseler de, Rus askerler geçiş izni vermemiştir. Daha sonra Kırım lider Ukrayna’nın sınır noktası tarafından ara bölgeye geçerek Kırım Tatarları ile buluşmuş, kısa bir konuşma yaptıktan sonra Ukrayna’ya dönmek zorunda kalmıştır. Stalin döneminde henüz 6 aylık bebekken ana kucağında sürgün edilen ve 15 yıllık ömrünü Sovyet hapishanelerinde tüketen Mustafa Cemil Kırımoğlu bir kez daha vatan topraklarına alınmadan geri çevrilmiştir. Bu da Putin Rusya’sının Kırım liderine uyguladığı yaptırım adı altında gerçekleşen sürgündür… Bir taraftan, Stalin döneminde baskı gören Kırım Tatarları, Ermeniler, Alman ve Yunan kökenlilerin haklarının iade edilmesi amacıyla kararname imzalayan Putin, diğer taraftan Kırım Tatar liderinin Rusya’ya girmesini yasaklamıştır. Bu yapılanların hangisi doğru ve geçerli olduğunu zaman gösterecektir. Zaten Putin’in gerçek yüzü de yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaktadır.

“Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” ibaresini sıkça kullanmayı severiz. Peki, Kırım’da yaşananlar karşısında Türk Dünyası ne yaptı, Kırım Tatar Türklerine sahip çıkabildi mi, yeteri kadar destekledi mi, yoksa tam tersini mi yaptı? Kırım’da olaylar baş gösterdikten sonra Kırım lider Kırımoğlu destek amaçlı çeşitli temaslarda bulunmuş, bu çerçevede Tataristan, Türkiye, Kazakistan gibi Türk Cumhuriyetlerin başkanları ile görüşmüştür. İlk önce Tataristan ile başlayalım. Kırım’da olayların başlaması ile Putin kendini haklı göstermek için destekçilerini işe koymuştur. Türk’ü Türk’e karşı kullanmak Rusların eskiden beri gelen geleneklerindendir. Bu sefer de aynısı olmuştur. Şubat ayının sonunda milletvekilleri, sivil toplum kuruluşları, Tataristan Cumhurbaşkanlığı idare amirlerinden oluşan bir heyet Kırım’a gönderilmiştir. Kırım Tatarları ile yaptıkları görüşmeler sonucunda milletvekili Razil Valiyev, “Bizim amacımız barış, güven, her halkın Tatar’ın da, Rus’un da, Ukraynalının da hakları korunsun, her halka ihtiram gösterilmelidir. İçişlerine karışmayı düşünmüyoruz, bizim buna hakkımız yoktur. Hangi devlet kuracaklarını onlar kendileri halletmelidir” şeklinde açıklama yapmıştır. Hiç kuşku yok ki, bu açıklama hiçbir şekilde Kırım Tatarlarının yararına değil, aksine Putin’in elini hafifletecek onu haklı gösteren bir açıklamadır. O sırada Kırım’da yapılacak referandum söz konusuydu ki, sonuçlar önceden belliydi. Putin bununla da yetinmemiş, heyetin hemen arkasından Tataristan Cumhurbaşkanı Röstem Minnehanov’u Kırım’a göndermiştir. Tataristan Cumhuriyeti ile Kırım Otonom Cumhuriyeti arasında ikili işbirliği anlaşması 5 Mart 2014 tarihinde imzalanmıştır. “Bugün en önemlisi Kırım’da barış, uluslararası ve dinler arası dostluğun olmasıdır” şeklindeki Minnehanov’un açıklaması da siyasidir. Bir de Rusya Federasyonu’nun Kültür Bakanlığının resmi web sitesinde “Putin’in Kırım ve Ukrayna’ya karşı yaptıklarını onaylıyor musunuz?” sorusu ile açılan ankete Kazan Tatarlarının da yoğun bir şekilde Putin’i desteklediğini görmek üzücü olmakla beraber bir gerçektir. Putin’i destekleyerek imza atan 44 Kazan Tatarı’nın arasında milletvekilleri, sanatçılar, yazarlar bulunmaktadır. Ayrıca, “hiç tereddüt etmeden imzaladım, çünkü Kırım ezelden beri Rusya’nındır, adalet yerini buldu” şeklideki açıklamalar “Türk dostluğu”nun bir kanıtıdır. Gerçi bu imza atan Kazan Tatarlarının da gerçek anlamda kendilerini Türk’ten çok Rus olarak gördüklerini, Putin imzalı madalya alan insanlar olduğunu söylemekte yarar vardır. Fakat tüm Kazan Tatarlarının da böyle düşünmediğini, meydanlarda Kırım Tatarlarına destek çıkan, bildiriler yayımlayan sivil toplum kuruluşlarının olduğunu belirtmek gerek. Kırım konusunu masaya yatırmak üzere Mustafa Cemil Kırımoğlu birkaç kez Türkiye’ye gelmiş ve cumhurbaşkanı, başbakan, dışişleri bakanı ile görüşmüştür. 15.04.14 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kırım Tatarlarının lideri Mustafa Cemil Kırımoğlu’na Çankaya Köşkü’ndeki törenle “Cumhuriyet Nişanı” takmıştır. Bunun hemen ardından Konya’da Kırımoğlu’nun adı bir parka verilmiştir. Başbakan ve dışişleri bakanı Kırım ve Kırım Tatarları ile ilgili yaptıkları konuşmalarda “Kırım Tatarlarının arkasındayız, takipçisiyiz…” gibi açıklamalar yapmakla yetinmiştir. Mart sonlarında, Rusya ve Ukraynalı 21 yöneticinin mal varlıklarının dondurulmasını kararlaştıran AB bu kişilere seyahat kısıtlaması da getirmiştir. AB, söz konusu yaptırımların Türkiye ve Sırbistan gibi birliğe aday ülkeler tarafından da uygulanmasını talep etmiştir. AB ve ABD’nin aldığı yaptırım kararlarına Türkiye’nin de katılması beklenirken, Ankara bu yaptırımlara katılmayacağını bildirmiştir. Türk diplomatik kaynaklar, AB ve ABD’nin aldığı yaptırım kararlarının Türkiye’yi bağlayıcı bulunmadığını belirterek “Türkiye’nin ticari ilişkileri kritik önemde. Biz Rusya ile olan ekonomik ilişkilerimizin bozulmasını istemeyiz. Şu aşamada nihai bir karar verilmedi ancak Türkiye’nin yaptırım kararlarına katılması beklenmiyor.” değerlendirmesinde bulunmuştur. Açıklamalardan görüldüğü gibi Türkiye’de yine “vicdan” değil de “cüzdan” konuşmuştur. Kazakistan ise Kırım’ın Rusya’ya katılmasını tanıyan ilk ülke olması ile öne çıkmaktadır. Türk Dünyası’nın Kırım konusundaki duyarsızlığı açık bir şekilde ortadadır. Kırımlı İsmail Gaspralı’nın “Dilde, Fikirde, İşte Birlik” sözlerinden Türk Dünyası’nın çok uzakta olduğunu görmek üzücüdür… Yaşananlar karşısında Kırım Tatar Türkleri dertleri ile baş başa bırakılmıştır.

Bugün Ukrayna iç savaşın eşiğindedir. Olayları yatıştırmak yerine Rusya yangına körükle gitmektedir. Bunun nedeni Kırım konusunu örtmek, unutturmak ve dikkatleri başka yöne çekerek gündemi değiştirmektir. Gerçekten de Rusya istediğini bir nebze de olsa elde etmiştir. Çünkü artık Kırım ile ilgili konular dillendirilmemektedir. Dış dünyaya demokrasiden, hak-hukuk-adaletten yana olarak gözükme çabasında olan Putin’in çelişkili açıklamaları dikkat çekmektedir. Söz konusu Suriye olduğunda “ülkenin bölünmez bütünlüğünden” söz eden Putin, sıra Ukrayna’ya geldiğinde Kırım’ı kendi topraklarına ilhak etmesi, Ukrayna’nın doğusunu karıştırarak ülkeyi iç savaşın eşiğine getirmesini nasıl açıklayabilir? Yeri geldiğinde BM sözleşmesini hatırlayarak Kırım’da yapılan referandumu “Kırım halkı, BM sözleşmesi başta olmak üzere sayısız belgede kabul edilen uluslararası hukuk ve normları çerçevesinde kendi kaderini tayin hakkını kullandı. 16 Mart’taki referandum en özgür ve demokratik bir ortamda gerçekleştirildi, oylamanın sonucu da – halkın %97’si Rusya’yla birleşmeden yanaydı – ikna edici olmanın ötesindeydi” şeklindeki açıklama, Rus yetkililerin ağzıyla söyletilmiştir. Madem referandum uluslararası hukuk ve normlara uygun bir uygulamaysa o zaman 1992 yılında gerçekleşen Tataristan referandumunu neden Rusya tarafından kabul görmüyor? Hukuksa herkes için hukuk, adaletse herkes için adalet olmalıdır. Nedense hukuk ve adalet sadece Ruslar için işliyor… Çeçenistan’ı kana bulayan, Kazan Tatarlarını sindiren, susturan, Rus olmayan çocukların anadilde eğitim haklarını ellerinden almak üzere 2007 yılında 309 nolu “ana dilde eğitimi yasaklayan” kanunu imzalayan Putin Kırım Tatarlarının ana dilde eğitim görebilmesi için ayrı bir kanun mu çıkaracak? Hiç sanmıyorum… Putin’in Rusya Parlamentosu’ndaki “Kırım her zaman Rus, Ukraynalı ve Tatarlarındı, hale öyledir ve öyle kalacak. Bu yarımada orada yaşayan herkesin anayurdudur; Ruslar, Ukraynalılar ve Tatarlar” şeklindeki sözleri tüm olanların ve olacakların habercisidir. Putin konuşmasında nüfusu çok olandan az olan doğru sıralamış ve Rusları ilk sıraya yerleştirmiştir. Bilindiği gibi, Kırım nüfusunun %58,32’sini Ruslar, %24,32’sini Ukraynalılar ve sadece %13’ünü Kırım Tatarları oluşturmaktadır. Durum böyleyken Kırım Tatar Türklerinin çıkıp da hak talep etmesi pek mümkün gözükmüyor. Aslında adı üstünde Kırım, Kırım Tatar Türklerinin ana vatanıdır. Ama onlara soran yok. Kırım Rusya’ya bağlanır bağlanmaz Ruslar kendilerini göstermekten geri kalmamıştır. Edinilen bilgilere göre, Kırım Tatarlarının evlerini ganimet görerek aralarında paylaşan, telefon kulübesinde yakınları ile Kırım Tatar Türkçesinde konuşan bir genci öldüresiye döven ve gözünden eden Rusların bundan sonra ne yapabileceğini tahmin etmek bile istemem… Bir zamanlar Stalin rejiminin zulmüne maruz kalan Kırım Tatar Türkleri, bugün Putin zulmü ile karşı karşıyadır. Ve ne yazık ki yardım eli uzatan, dertlerine derman olanların sayısı yok denilecek kadar azdır.

1. Son bilgilere göre referanduma katılım %50–60 civarında olduğu belirtilmiştir.

Oxunma sayı: 0
Açar sözlər:

Şərhinizi əlavə edin